Eskişehir’e Bir İncecik Selam...


Şükrü Erbaş

Şükrü Erbaş

12 Şubat 2019, 00:21

Eskişehir, Eğitim-Sen’in davetiyle bir söyleşi için gittiğim günden sonra -25 yılı geçmiş olmalı- benim kentim oldu. Şiire beraber başladığımız Haydar Ergülen’in hemşehrisi oldum. Yarın dergisi yıllarından tanıdığım Rahmi Emeç’in hemşehrisi oldum. Sonra oğlum üniversitede göreve başladı. Torunum Eskişehir’de doğdu. Cafer Türkmen’den Gülen Abla’ya, şiirle soluk alan gencecik çocuklara, şimdi kalbimi dolduran binlerce ev sahibim, dostum, yoldaşım var Eskişehir’de... Ve ben yılda bilmem kaç kez giderim.

Sevgili Serkan bir yazı istedi. Yeni bir medya kuruluşunun içindeyim dedi. Başlangıçta birkaç cümlen olsun dedi. Olsun dedim bütün kalbimle. Umarım, dedim, bir harf bir katkısı olur emeklerinize, Eskişehir’e, okurlarınıza... Sonra da oturup kara kara ne yazacağımı düşünmeye başladım. Sanırım zamanın ruhu diyebileceğimiz, zamane insanının içinde çırpınıp durduğu yabancılaşma olgusu, şu sevgisiz günlerde Esolay’ın okurlarına bir iyilik nişanı düşürür.

Bunalıyoruz çocuk, bunalıyoruz / Biçim veremediğimiz şeylerin / Biçimini alıyoruz demiştim bundan 40 yıl önce. Tam da bu duygu, bu ruhsal çöküntü, giderek hepimizi teslim aldı. Bu üç dizede billurlaşan yabancılaşma, o günlerden bugünlere benim şiirimin ve hayatımın en temel izleklerinden birisi oldu. Günümüz insanının içine düşürüldüğü yabancılaşma; bu yabancılaşmanın beraberinde getirdiği derin bir yalnızlık, bu yalnızlığın beraberinde getirdiği kendi dışında herkesten korkma ve herkesten uzaklaşma, herkesi ötekileştirme, bunun beraberinde getirdiği bir düşmanlık duygusu. İnsan, insanla  olan bağını yitirdi. İletişim kurmadığı için korktu, korkuyor. Kimseye güvenemiyor. Etnisitemiz ne ise o bizim hapishanemize dönüyor. Dinimiz, mezhebimiz, inançlarımız ne ise o hapishanemize dönüyor. Ülkemiz, kültürümüz bizim hapishanemize dönüyor. Kentlerimiz, evlerimiz, gövdemiz hapishaneye dönüyor. İnsanlar kimseye temas etmeden, geri çekile çekile yaşayarak bir çürüme içinde yok oluyor. Biyolojik ihtiyaçlarına indirgenmiş bir yaratığa dönüyoruz hepimiz. Oysa insan sosyal bir varlıktır. Başkalarına temas etmeden yaşayamaz. Böyle olamayınca da kimse  kendini gerçekleştiremiyor, kimse tutkularını, düşüncelerini, gelecek tasavvurunu çeşitlendiremiyor, genişletemiyor, insanlarla paylaşamıyor. Hallac-ı Mansur’un “cehennem acı çektiğimiz yer değildir acı çektiğimizi kimsenin duymadığı yerdir” dediği yerlere geldik . Teknolojinin vardığı yer bizi ikinci kez paramparça hale getirdi. Hız bir ideolojiye dönüştü.  Hepimiz bir yerlere koştur koştur gidiyoruz ama hiçbir yere yetişemiyoruz. Her şey yarım. Bir sonuca ulaşamadan günü tamamlıyoruz. Bu öldürücü bir hayat . Sanatsal ya da bilimsel yaratıcılık alanında bir etkinlikte bulunan herkesin, daha doğrusu hemen her insanın bu yalnızlığı kıracak, bu yabancılaşmayı kıracak bir tutum içinde olması gerektiğini düşünüyorum. Böyle bir duyarlılığı kazandırmalıyız  insanlara. Birisine duygusunu açarken korkmadan yaşamayı öğrenecek insan. Birisinin dilinden, teninin renginden korkmayacak, düşüncelerinden, cinsel kimliğinden, inançlarından korkmayacak.

Dilerim böyle bir toplumsal düzen kurulur bu zalim ve yalnız dünyada.

Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Z.Birsen Gökdemir - 3 ay önce
Nefes aldığımız sürece bir umut illaki var ancak önce depresyondan çıkmanın bir yolunu bulmalı...Bıkmadan,usanmadan sevgiyi anlatmak,objektif bir dille,bunu da önce kazandığı etiketi ve parayı hayat zannedenlerden başlamalı,kısaca herkes Eskişehir gibi olmalı,doğal,gülen yüzlü,samimi,yeşili,mavisi ile kucaklayan,egodan,hırstan uzak,azimli!Saygımla
Avatar
Bülent - 3 ay önce
Şükrü Erbaş varsa bu haber sitesi takip edilir