Barış Terkoğlu "vatan hainliğine" devam ediyor hala...


Tarkan Demir

Tarkan Demir

06 Mart 2020, 10:31

"Sessiz, sedasız ve törensiz defnedilen Libya şehidi MİT mensubunun cenaze görüntülerine Odatv ulaştı" başlıklı haber nedeniyle gözaltına alındı Odatv Haber Müdürü Barış Terkoğlu ve muhabir Hülya Kılınç.

Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu, Haber Müdürü Barış Terkoğlu ile muhabiri Hülya Kılınç'ın tutuklanmasının ardından Odatv internet sitesine erişim engeli getirildiğini açıkladı bu gece.

Otoriter rejim provalarında yaşananlar, sınama kazanma yöntemiyle vücut bulurken, buna direnç gösteren aydın, demokrat, yurtsever kesim ise ağır bedeller ödüyor.

Ümmetçiliği köpürtüp vatandaş-yurttaş kavramının önüne geçirmek için çaba sarf etmek ise 1950'li yıllara öykülenmekten başka bir şey değil kuşkusuz.

1950'li yılları, yani Adnan Menderes iktidarındaki Demokrat Parti'nin demokrasi havarisi kesilerek iktidara gelmesi ve ardından yaşanan otoriter siyasi tutumu ve onlarca gazetecinin zindanlara atılması günümüzde tanık olduklarımıza ayna tutuyor adeta.

- Geçmişini bilmeyen gelecekte neler olabileceğini tahmin edemez.

Geçimini gazetecilik yaparak kazanmış Altan Öymen, tanık olduğu 1950'li yılları yansıttığı "Öfkeli Yıllar" kitabında sanki bugünü anlatıyor.

Siyasi partiler arasında tahammülsüzlük ve öfke eğilimlerinin tırmanmasını, DP ve CHP arasındaki gerilimin halka yansıması ve giderek otoriterleşen bir iktadarı anlatıyor.

Gazetecilerin yazmaya korkar hale geldiği bir ortamda zindanlara atılmasını gözler önüne seriyor Öymen.

Gamze Akdemir'in 2014 yılında “Bir Dönem Bir Çocuk”, “Değişim Yılları” ve “Öfkeli Yıllar” adlı üç kitabında 1930’ları, 1940’ları, 1950’lerin ilk yarısını anlatan Altan Öymen belgesel-anı dizisinin 1955-1960 arasını konu alan yeni kertesi “… Ve İhtilâl” kitabına ilişkin yaptığı röportajından bir alıntı sanırım bu sözlerime ışık tutacaktır.

"- Gamze Akdemir: Asker olduğunda halihazırda hakkında davalar açılmış, birinden on ay hapse mahkûm edilmiş, dosyası Yargıtay’da bir gazetecisiniz. DP’nin Basın Kanunu’ndan nasibini almış pek çok gazeteci gibi. Bu Basın Kanunu’nu anlatır mısınız?

- Altan Öymen: 1950’de DP geldi ve yaptığı ilk işlerden biri de Basın Kanunu’nu basın açısından olumlu şekilde düzeltmek oldu, yeni bir Basın Kanunu’yla daha özgürlükçü bir kanuna ulaştık. Zaten DP muhalefetteyken de basın özgürlüğünü savunuyordu ve 1950’nin 14 Mayısı'na kadar iktidarda olan CHP’yi bu yüzden, Basın Kanunu’nda tek parti döneminden kalma unsurlar var diyerek eleştiriyordu. Tüm gazeteciler kanunun yeni şeklinden çok memnun olmuştu. Fakat birkaç sene sonra DP’nin basına bakışı değişmeye başladı, iyice sertleşti. DP, 1954 seçiminden önce yeni bir kanun daha çıkardı. O zaman çok ünlü olan 6334 sayılı kanun... Basına yeni ve ağır cezalar getirdi. “Basın Yoluyla İşlenen Suçlar”la ilgili kanun, özellikle devletteki kişilere eleştiriler getirilmesini büyük ölçüde önledi. Birçok gazeteci hapse girmeye başladı. Bu az gelmiş gibi 1956’da bir değişiklik daha yaptılar; 6334’ü değiştiren yeni bir kanun yürürlüğe girdi. Mesela, eski kanunun üçüncü maddesi vardı, iki paragraflıktı: Şunlar şunlar cezalandırılacak diye. Saymıştım 1954’teki kanunda 40 küsur kelimeyle yazılmıştı o madde. 1956’daki kanunda 260 küsur kelimelik bir madde haline getirdiler. Öyle ki, o da yasak, bu da yasak diye, akla gelebilecek her yayın, cezalandırılabilirdi. Ayrıca 1950’de bir ölçüde liberalleştirilen temel basın yasası, yeniden değiştirildi. Baskıcı hale getirildi. O iki kanunun Meclis’te görüşüleceği 4 Haziran 1956 günü, bir gazeteci olarak -Tercüman Gazetesi’nin Ankara temsilcisiydim- görüşmeler benim için de çok önemli tabii. Fakat o günün benim için daha da önemli bir özelliği vardı. Nikâh günümdü. Öyle bir gün seçmişiz ki, evleniyorum ama aklım hep Meclis’te. Sonra tesadüf, kanun o gün görüşülmedi, iki gün sonraya kaldı, baştan sona izleyebildim. O kanun basın için büyük bir darbe oldu. Hareket alanı kalmamıştı, yani ne yazsan suç olabilirdi. İki kanunu bir araya getirdiklerinde seni isterlerse içeri atabilirlerdi. Öyle tabirler vardı ki işte, “bir kimsenin hakkında alay hissi uyandıracak yayın yapmak” denilmişti mesela… “Halkın devlete beslediği güveni sarsacak yayın yapmak” denilmişti. Onlar suçtu ve o deyimlerin içine her türlü eleştiri sokulabilirdi.

“Muhalifsen toplanmak, gösteri yapmak ve yürümek yasaktı!”

- Gamze Akdemir: 1956’da kanunlar sadece basın için değil hemen her kesim için sertleştirilmiş.

- Altan Öymen: Evet, cendere iyice daralmıştı. Milli Koruma Kanunu’nda mesela işadamları hedef alınıyordu, haklarında karaborsacılık yaptıkları iddiasıyla ağır cezalara hükmedilebiliyordu. Çok önemli bir diğer kanun da Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu’ydu. Siyasi partileri resmen toplantı yapamaz hale getiriyordu. Sadece seçim sırasında bir hafta on gün açıkhava toplantısına izin vardı. Onun dışında toplantı yapmak, karşılama töreni yapmak yasaktı.

- Gamze Akdemir: İktidara serbest tabi.

- Altan Öymen: Tabii, o devlet ya. Temel atma yapacağız, yok inceleme, açılış yapacağız, hükümet çalışmasın mı falan gerekçesiyle onlara serbest. Gazeteler birer ikişer susturulmuş, radyo zaten hükümetin elinde. Muhalefetin izini bırakmıyorlar bir yerde.

- Gamze Akdemir: DP ile AKP arasındaki izdüşümler… AKP’nin devraldığı miras… Nedir en temel benzerlikler?

- Altan Öymen: Birçok benzerlik var tabii ama genel olarak benzerlik “karşı fikirlere tahammülsüzlük”tür. 1950-1960 arasında dediğim gibi demokrasi tecrübemiz çok eksikti. Şimdi ise o döneme kıyasla büyük bir tecrübe birikimi olmasına rağmen aynı tahammülsüzlüğün daha fazlası söz konusu. Bu, çok acayip ve ürkütücü bir şey.

- Gamze Akdemir: Eleştirilere karşı tahammülsüzlük diyorsunuz… O konuda iki dönemin iktidar partilerini karşılaştırırsanız ne söylersiniz?

- Altan Öymen: Evet, bu tahammülsüzlük sadece basına karşı değil. Herkese karşı var. Demokrat Parti’nin de eleştirilere tahammülü azdı. Ama AKP’ninki hiç yok gibi. Lafa “Bunlar” diye başlayıp aklına gelen herkese, her toplumsal gruba veya meslek grubuna veryansın ediyor. Bu anlaşılır bir şey değil."

- Bedel ödemek   

Şimdi düşünelim.

Sadece bir örnekten hareket edelim...

Kozmik odayı FETÖ'cülere teslim eden bu iktidar döneminde yargı, Libya'da şehit düşen bir MİT mensubunun sessiz sedasız toprağa verilmesini haber yapan Barış Terkoğlu'nun tutuklanmasına karar veriyor.

Yani AKP'nin gözünde ünlü şair Nazım Hikmet'in "Vatan Haini" şiirinde söylediği gibi vatan hainliğine devam ediyor Barış Terkoğlu ile muhabir Hülya Kılınç. 

Kıyaslama açısından tekrarlamakta yarar var. "Kozmik odayı" FETÖ'cülere açanlar, buna izin verenler aramızda, hatta siyaset yapıyor ama bir MİT mensubunun Libya'da şehit düşmesini ve sessiz sedasız defnedilmesini haber yapan, 2011'de Odatv Davası kapsamında Silivri Cezaevi'nde 19 ay tutuklu kalan, yani FETÖ kumpasına uğramış Terkoğlu ile Kılınç hapiste.   

Muhalif gazeteci, aydın, yurtsever kesimlerin sesini kısmak isteyebilir, duymak istemediklerinizi rahatlıkla söyleyip farklı düşünenleri bir çırpıda vatan haini, şeytan, millet düşmanı ilan edebilirsiniz...

Tum bunları tek parti iktidarınızda yapabilirsiniz. Kolayca yaftalayabilirsiniz. 

Ama bunun bir de bedeli olur tabii.

Bu millet otoriter rejim provalarıyla üzerine dikilen elbiseyi yırtar atar, sizi de seçim zamanı oylarıyla sandığa gömer.

Benden söylemesi...

Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.