Esolay

“Türkiye artık dünyada sözünü dinletemiyor”

SİYASET

Osman Kavala’nın serbest bırakılması için açıklama yapan 10 büyükelçinin Viyana Sözleşmesi’ne bağlı kaldıklarını belirttikleri ikinci açıklamayı ‘geri adım’ diye yorumlayan Erdoğan’a CHP’den karşı açıklama geldi. TBMM Dışişleri Komisyonu Üyesi CHP Eskişehir Milletvekili Utku Çakırözer, “Bir satırlık açıklama, halka diplomatik zafer gibi sunulmak istenmekte. Hayır! Ortada diplomatik zafer falan yok, geri adım da yok! Hatta ilk açıklamada ısrar var” dedi.

Osman Kavala’nın serbest bırakılması için açıklama yapan 10 büyükelçinin Viyana Sözleşmesi’ne bağlı kaldıklarını belirttikleri ikinci açıklamayı ‘geri adım’ diye yorumlayan Erdoğan’a CHP’den karşı açıklama geldi. 

TBMM Dışişleri Komisyonu’nun CHP’li üyesi Utku Çakırözer, “Bir satırlık açıklama, halka diplomatik zafer gibi sunulmak istenmekte. Hayır! Ortada diplomatik zafer falan yok, geri adım da yok! Hatta ilk açıklamada ısrar var” dedi.

Çakırözer, iktidarın dış politikadaki hatalarının Türkiye’yi dünyada yanlızlaştırdığını belirterek, “Türkiye artık sözünü dinletemiyor. Üyesi olduğumuz İNTERPOL bile kırmızı bülten, iade taleplerimizi reddediyor. OECD yaptırım uygulanacak ‘Gri ülkeler’ listesine alıyor. AB adaylık statümüz yok sayılıyor. Büyükelçiler için yeri göğü inletenler bu ayıplara seslerini dahi çıkaramıyor” dedi.

DIŞ POLİTİKADAKİ YALNIZLIĞI ANLATTI

Türkiye'nin Lübnan'da konuşlu Birleşmiş Milletler Geçici Görev Gücü'ne (UNIFIL) TSK unsurlarıyla verdiği desteğin süresinin uzatılmasına ilişkin Cumhurbaşkanlığı Tezkeresi’nin görüşmelerinde CHP Grubu adına söz alan TBMM Dışişleri Komisyonu üyesi, Eskişehir Milletvekili Utku Çakırözer, iktidarın dış politikadaki yalnızlığına vurgu yaptı.

“GERİ ADIM DEĞİL, ISRAR VAR!”

Çakırözer, Türkiye’nin 10 yabancı ülke büyükelçisinin Osman Kavala için yaptığı çağrı ve sonrasında yapılan açıklamalar ile iktidarın ‘geri adım attılar’ çıkışına ilişkin bir ‘diplomatik zafer’in bulunmadığını söyledi. Çakırözer şu değerlendirmelerde bulundu:

“Büyükelçilerin yaptığı son açıklamalar ‘diplomatik zafer’, ‘geri adım’ diye anlatıldı. Hayır, ortada diplomatik zafer falan yok, geri adım da yok, hatta ısrar var! ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü açıklama yaptı. ‘18 Ekim'de ne diyorsak oradayız. O günkü açıklamamız Viyana Sözleşmesi'nin 41'inci maddesine uygundur. AİHM kararına uyulması çağrımız iç işlerine müdahale değildir’ diyorlar. Cumhurbaşkanı Erdoğan bir kez daha iç politikada kendisine yarar sağlayacağı umuduyla gerginliği tırmandırmış ama bunun yaratabileceği büyük fatura anlaşıldığında ise geri adım arayışına girilmiştir. Sonunda da sarayın, Dışişlerinin çabaları ve Türkiye'nin Batı'yla kopmasından, Türkiye'nin ittifak üyesi olduğu NATO'da büyük bir çatlaktan endişe duyan ülkelerin de girişimleriyle geri adım sayılamayacak bir satırlık açıklama, halkımıza diplomatik zafer gibi sunulmak istenmektedir.”

“BRUNSON PAZARLIĞINI YAPANLAR YARGIYA GÖLGE DÜŞÜRENLER”

Geçmişte ABD Başkanı Trump’ın isteğiyle rahip Brunson’ın, Almanya Başbakanının isteğiyle de gazeteci Deniz Yücel’in çıkarıldığını hatırlatan Çakırözer, “Bugün ‘Yargıya baskı kuruluyor’ diyenler, yargının bağımsızlığını gölgeleyen bu pazarlıkların yolunu asıl açanlardır. Erdoğan'a hukuka, demokrasiye, insan haklarına uygun davranmasının ancak dışarıdan baskılarla empoze edildiği gibi bir algının dünyada yerleşmesi ülkemiz açısından son derece vahimdir. Bu 10 büyükelçi de muhtemelen Erdoğan'la pazarlığın Türkiye'de yargıda önemli kararları aldırmanın kilidi olduğunu görerek diplomatik teamüle uymayan o açıklamayı yaptı” değerlendirmelerinde bulundu.

 “EYLEM PLANI’NDA 17 KEZ AİHM DENİYOR”

İktidarın her yıl açıkladığı yargı reformlarında ve insan hakları eylem planlarında Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nden bahsettiğini söyleyen Çakırözer, “İnsan Hakları Eylem Planı'nın daha ilk girişinde, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve AİHM kararları için: ‘İnsan hakları hukukuna ilişkin standartları sürekli yükselten uluslararası enstrüman’ deniyor. Belgenin tümünde 17 kez ‘AİHM’ vurgusu var ama bir de ortada gerçekler var. 4 yıldır süren bir adaletsizlik var ortada. Kendi mahkemelerimizin bir beraat, iki tahliye kararı verdiği, AİHM'in de hukuk ihlali dediği bir tutukluluk var. AİHM kararı ne diyor: ‘Kavala siyasi gerekçelerle tutuklu. Yargılamasında hak ihlali var. Ortada tutukluğa temel olacak delil yok’ Türkiye ise bu karara uymak yerine Kavala'yı cezaevinde tutmaya devam etti. Kendi iktidarınızda yaptığınız Anayasa ve yasa değişikliklerine göre şu anda AİHM'in Kavala ve Demirtaş davalarıyla ilgili karalarına uymamak aslında Anayasa ve kanunların ihlalidir. Meseleye ‘Büyükelçiler şöyle diyor, böyle diyor’ diye değil ‘Kendi hukukumuza, kendi demokrasimize ne uygundur, biz Anayasa'mızda ne söz verdik, dünyaya ne söz verdik’ diye bakarak çözmeliyiz” dedi.

“KRİZİN BEDELİNİ HALK ÖDÜYOR”

Büyükelçiler krizinin bedelini halkın ödediini söyleyen Çakırözer, “Bu kirizin bedelini ne büyükelçiler ödüyor, ne saray yönetimi! Bu krizin kaybedeni dakika dakika artan dolar kuruna, onun kendi cebine etkisine, neredeyse günde iki kez artan benzin fiyatlarına, motorin fiyatlarına kaygılanarak bakmak zorunda bırakılan yoksul halkımız ödüyor” dedi.

“ ‘GRİ LİSTE’YE DÜŞERİZ DEDİK, DİNLEMEDİNİZ”

Çakırözer, Türkiye'nin OECD Mali Eylem Görev Gücü tarafından ‘Gri Liste’ye alınmasının hesabının verilmesini de istedi. Türkiye’nin ‘Gri Liste’ye alınmasıyla kara parayla mücadelede yükümlülüklerini tam olarak yerine getirmediğinin tescil edildiğini belirten Çakırözer, şöyle konuştu:

 “Bu ayıbın sorumlusu dünyaya verdiği şeffaflık sözünü yerine getirmeyen ama ‘Yerine getiriyoruz.’ diyerek hem milleti hem de Meclisimizi kandıran tek adam yönetimidir. Daha 10 ay önce bu Meclis’ten bir kanun geçirdiniz! Komisyonda, Genel Kurulda ‘Bu kanunu çıkarmazsak kara parayla mücadelede alt kümeye düşeriz, gri listeye alınırız. Aman, hemen çıkaralım. Kara parayla, terörle mücadele edeceğiz’ diyerek getirdiğiniz o kanunda sivil toplumun sesini kısacak, sivil toplumu yok edecek düzenlemeler vardı. O zaman ‘Hedefiniz aslında kitle imha silahları ya da kara para değil, hepimizin insan haklarını savunmak için çalışan dernekler ve sivil toplum örgütleri. Bu gidişle gri listenin dibine, kara listenin ortasına düşeriz” dedik. Dinlemediniz! 10 ay sonra işte karar açıklandı. Arnavutluk, Fas, Suriye, Güney Sudan ve Yemen gibi ülkelerin içinde olduğu gri listeye alındık. Hem OECD'ye verdiğiniz sözleri tutmadınız, hem ‘Tutuyoruz’ diye bu Meclisi, bu milleti kandırdınız. Şimdi foyanız ortaya çıktı. AB adaylık statümüz bile yok sayılıyor. Bu ayıpların hesabını kim verecek bu millete? 10 büyükelçi için yeri göğü inletenler bu gri listeye neden ve nasıl girdiğimizin hesabını vermeyecek mi bu millete?”

“İNTERPOL’DE BİLE SÖZÜMÜZ DİNLENMİYOR”

Artık uluslararası arenada da Türkiye’nin sözünün dinlenmediğini belirten Çakırözer, INTERPOL’ün Türkiye'nin yüzlerce kırmızı bülten ve iade taleplerini reddettiğini söyledi. Çakırözer, “Atatürk'ün imzasıyla üyesi olduğumuz INTERPOL bile Türkiye'nin yüzlerce kırmızı bülten ve iade taleplerini reddetmekte. Komisyonda Dışişleri Bakan Yardımcısı ve Emniyet Müdürlüğünden gelen yetkililer açıkladılar, FETÖ'yle alakalı 773 kırmızı bülten, diğer terör örgütleriyle ilgili de silahlı eylemlere de karışan 240 şahsın iade talebi, kırmızı bülten talebi INTERPOL tarafından, yani üyesi olduğumuz uluslararası bir kuruluş tarafından reddedilmiş durumda. Niye, neden, niçin? Çünkü Türkiye dış politikada yalnızlaşmıştır, bu yalnızlığın faturası da ağır ekonomik sıkıntılar ve ülke saygınlığının önemli oranda erozyona uğramasıyla ortaya çıkmaktadır” dedi.

“ÇÖZÜM PARLAMENTER SİSTEME DÖNÜŞTE”

Türkiye’nin mevcut iktidar yönetiminde demokrasi, adalet, insan hakları, kadın hakları, güçler ayrılığı gibi değerlerden uzaklaştığını söyleyen Çakırözer, “Bu durum, sadece sosyal ve ekonomik bozulmaya neden olmamakta, Türkiye Cumhuriyetinin kuruluşundan bu yana oluşan uluslararası saygınlığını da hızla eritmektedir. Sonunda bedeli halkımız ödemektedir. İktidar yaptığı kimi bilinçli kimi bilinçsiz dış politika hataları nedeniyle hayali dış düşmanlar yaratıp Don Kişot gibi yel değirmenlerine saldırmayı bırakmalıdır. Bunun yerine yirmi yılda tahrip ettikleri insan haklarına saygılı, laik, demokratik, güçler ayrılığına dayalı parlamenter sisteme yeniden dönüşün yolunu açması bugün Türkiye'ye yapacağı en büyük iyilik olacaktır” dedi.

Sitemizden en iyi şekilde faydalanmanız için çerezler kullanılmaktadır.